HIV ve AIDS Nedir? HIV ve AIDS Arasındaki Bağlantı Nedir?

HIV nedir?

HIV, bağışıklık sistemini etkileyen bir virüstür. Bağışıklık sisteminin görevi ise vücudumuzu hastalıklara karşı korumaktır. Tedavi edilmeyen HIV, bağışıklık sisteminin bir parçası olan ve T hücreleri olarak da bilinen CD4 hücrelerine saldırır ve onları yok eder. HIV, CD4 hücrelerini öldürmeye devam ettiği sürece bağışıklık sistemi giderek zayıflayacak, vücudumuz birçok enfeksiyon ve kanser türüne karşı savunmasız kalacaktır.

HIV vücut sıvıları aracılığıyla bulaşır. Bu sıvılar:

  • Kan
  • Meni
  • Vajinal ve rektal sıvılar
  • Anne sütü

HIV, hava, su ve kısa süreli temaslar yoluyla bulaşmaz.

Bilim insanlarının yoğun çabalarına rağmen, şu an itibariyle HIV’in iyileştirilmesi mümkün değildir. HIV ömür boyu vücudunuzda kalır. Ancak iyi bir haberimiz var. Antiretroviral ilaçlar sayesinde, HIV’i kontrol altında tutmak ve virüsle birlikte uzun bir hayat sürmek mümkündür.

Tedavi olmayan HIV’li bir kişide hastalığın çok daha ciddi bir aşama olan AIDS’e evrilmesi kolaylaşır. AIDS durumunda ise bağışıklık sistemi diğer hastalık ve enfeksiyonlarla baş edemeyecek kadar zayıf düşer. Tedavi olmayan AIDS’li hastaların yaşam beklentisi yaklaşık 3 yıldır. Antiretroviral tedavi ile HIV başarılı bir şekilde kontrol altına alınabilir. Bu tedaviyi alan hastalarda yaşam beklentisi sağlıklı bir insanınki ile neredeyse aynı süreye uzar.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Kasım 2018 itibariyle dünya üzerinde 36.9 milyon insan HIV virüsü taşımaktadır. Türkiye’de ise, 2016 yılı verilerine göre, HIV taşıyanların sayısı 14 bini geçmiştir. 2022’de bu sayının 39 binin üzerine çıkacağı öngörülmektedir. İstatistiklere göre HIV taşıyan her 5 kişiden 1’i virüsü taşıdığını bilmemektedir.

AIDS Nedir?

AIDS, HIV’li insanlarda gelişebilecek bir hastalıktır. HIV’in en ileri aşamasıdır. Ancak bu, HIV taşıyan herkesin AIDS olacağı anlamına gelmez.

HIV, CD4 hücrelerine saldırır ve onları yok eder. Sağlıklı bir insanda genellikle CD4 sayısı her milimetre küp kanda 500-1500 arasındadır. CD4 sayısı milimetre küp kanda 200’ün altına düşen HIV’li bir kişiye AIDS teşhisi konulur.

Bununla birlikte, sağlıklı insanlarda pek görülmeyen fırsatçı hastalıklar ve kanser türlerinin HIV’li bir kişide görülmesi, o kişiye AIDS teşhisi konulmasına sebep olabilir. Zatürre gibi fırsatçı hastalıklar, HIV’in hazırladığı özel koşullardan yararlanabilir.

HIV tedavi edilmediği takdirde, on yıl içerisinde AIDS’e dönüşebilir. AIDS’in iyileştirilmesi mümkün olmadığı gibi, tedavi olunmaz ise teşhisten sonraki yaşam beklentisi yaklaşık 3 yıldır. Bu süre, kişide ciddi bir fırsatçı hastalığın ortaya çıkmasına bağlı olarak daha da kısalabilmektedir. Ancak antiretroviral ilaçlarla tedavi, AIDS’in ilerlemesini önleyebilir.

AIDS aşamasında artık bağışıklık sistemi ciddi şekilde hasar görmüş durumdadır. Vücut, hastalık ve enfeksiyonların birçoğuna direnemeycek derecede zayıf düşmüştür. Bu da kişiyi çok geniş bir hastalık yelpazesine karşı savunmasız hale getirir.

Bu hastalıklardan bazıları:

  • Zatürre
  • Tüberküloz
  • Ağız ve boğazda gelişen bir mantar enfeksiyonu olan pamukçuk
  • Bir herpes virüsü türü olan sitomegalovirüs (CMV)
  • Beyinde gelişen bir mantar enfeksiyonu olan kriptokokal menenjit
  • Bir parazitin beyinde neden olduğu enfeksiyon olan toksoplazmoz
  • Bir bağırsak parazitinin neden olduğu bir enfeksiyon olan kriptosporidyoz
  • Kaposi sarkomu ve lenfoma gibi kanserler

AIDS tedavi edilmediğinde yaşam beklentisi de kısalır. Fakat, bu kısalma doğrudan AIDS’in bir sonucu değildir. AIDS’li hastalar, esas olarak, zayıflayan bağışıklık sisteminin engel olamadığı başka hastalık ve komplikasyonlar nedeniyle hayatlarını kaybederler.

HIV ve AIDS: Aralarındaki bağlantı nedir?

AIDS’in gelişmesi için önce bir kişinin HIV’e yakalanmış olması gerekir. Fakat HIV bulaşmış olması, kişinin mutlaka AIDS olacağı anlamına gelmez.

HIV vakalarının geçirdiği 3 aşama vardır:

  • aşama: akut dönem, virüse yakalandıktan sonraki birkaç hafta
  • aşama: klinik gecikme veya kronik aşama, başka bir ifadeyle asimptotik dönem
  • aşama: AIDS

HIV, CD4 sayısını azalttıkça, bağışıklık sistemi zayıflar. Sağlıklı bir bireyde CD4 sayısı milimetre küp kanda 500-1500 arasındadır. Bu sayı 200’ün altına düştüğünde kişi AIDS olmuş kabul edilir.

Bir HIV vakasının kronik aşamada ne kadar hızlı ilerlediği, kişiden kişiye önemli oranda değişmektedir. Tedavi olmadan bu süre on yılı bulabilmektedir. Tedavi yapılıyorsa, ikinci aşama için zaman sınırı ortadan kalkar.

HIV’in iyileştirilmesi şu an için imkânsızdır, ancak kontrol altına alınabilir. HIV’li hastalar, antiretroviral ilaçlarla erkenden tedaviye başladıkları takdirde, genellikle sağlıklı bir insanla aynı yaşam süresine ulaşabilmektedir. Benzer şekilde teknik olarak AIDS’in iyileştirilmesi de mümkün değildir. Ancak, tedavi ile CD4 sayısı AIDS eşiğinin üzerine (200 ve üzerine) çıkarılabilir. Ayrıca tedavi sayesinde fırsatçı hastalıklar da genel olarak kontrol altına alınabilmektedir.

HIV bulaşması: Gerçekleri bilin

Herkese HIV bulaşabilir. Virüs, vücut sıvıları aracılığıyla yayılmaktadır.

Bu sıvılar:

  • Kan
  • Meni
  • Vajinal ve rektal sıvılar
  • Anne sütü

HIV’in kişiden kişiye bulaşma şekillerinden bazıları:

  • Vajinal ya da anal seks (erkek erkeğe cinsel ilişkiler başta olmak üzere en yaygın bulaşma yolu)
  • Enjeksiyon ilaçları için iğne, şırınga ya da başka araçların yeniden kullanılması
  • Dövme için kullanılan araçların sterilize edilmeden yeniden kullanılması
  • Hamilelikte ya da doğum sırasında anneden bebeğe bulaşma
  • Emzirme
  • Bebeğe yiyeceklerinin önceden çiğneyerek verilmesi
  • HIV’li bir kişinin kanına temas

Bunlar dışında virüs kan, organ ve doku nakli yoluyla da bulaştırılabilir. Ancak, kan, organ ve doku bağışlayanlar için uygulanan güvenlik prosedürleri sayesinde, bu yollardan HIV bulaşmasının önüne çok büyük oranda geçilmiştir.

Teorik olarak mümkün olsa bile, HIV bulaşması için son derece nadir görülen bazı bulaşma yolları:

  • Oral seks (kişinin ağzında diş eti kanaması ya da açık yaralar varsa)
  • HIV’li bir kişi tarafından ısırılması (HIV’li kişinin tükürüğünde kan ya da ağzında açık yaralar varsa)
  • Derideki yırtılmalar, yaralar ya da mukozaların birbirine teması
  • HIV’li bir kişinin kanına temas etme

HIV şu yollarla bulaşamaz:

  • Cilt cilde temas
  • Sarılma, el sıkışma ya da öpüşme
  • Hava veya su
  • Sokaktaki çeşmeler dâhil, yiyecek ve içecek paylaşılması
  • Tükürük, gözyaşı veya ter (HIV’li kişinin kanının karışmamış olması şartıyla)
  • Tuvalet, havlu ya da yatak takımlarının paylaşılması
  • Sivrisinekler ya da diğer böcekler

Altını çizmek gerekir ki; tedavi gören bir HIV hastasında viral yük düzenli olarak saptanamayan düzeydeyse, virüsün başka bir kişiye bulaşması neredeyse imkânsızdır.

HIV’in nedenleri

HIV, Afrika’daki şempanzeler üzerinde etkili olan bir virüsün farklılaşmış halidir. Bilim insanları, insanların maymun (simiyen) bağışıklık yetmezlik virüsü (SIV) bulaşmış şempanze etleri tüketirken, SIV’in şempanzelerden insanlara geçtiğinden şüphe etmektedir. İnsan vücudunda zamanla mutasyon geçiren virüs, HIV olarak bilinen yapısına kavuşmuştur. Bu dönüşüm, muhtemelen 1920’lerde gerçekleşmiştir.

20-30 yıl boyunca Afrika’daki insanlar arasında yayılan virüs, daha sonra dünyanın geri kalan bölgelerine de taşındı. Bilim insanları, ilk defa 1959’da bir kan hücresinde HIV buldular.

Türkiye’deki ilk HIV vakaları 1980’li yıllarda tespit edildi. Dünyadaki bilinirliliğinin artmasına paralel olarak ülkemizde de son çeyrek yüzyıldır ciddi bir sağlık sorunu olarak gündeme gelmektedir.

AIDS’in nedenleri

AIDS’e HIV neden olur. HIV bulaşmamış bir kişi AIDS olamaz.

Sağlıklı bireylerin her milimetre küp kanındaki CD4 sayısı 500-1500 arasındadır. Tedavi uygulanmazsa, HIV çoğalmaya devam eder ve CD4 hücrelerini öldürür. CD4 sayısı 200’ün altına indiğinde kişi artık AIDS olmuş demektir.

Diğer yandan, HIV’li bir kişide, HIV ile ilişkili fırsatçı bir hastalık gelişirse, CD4 sayısından bağımsız olarak, bu kişiye AIDS teşhisi konulabilir.

HIV’i teşhis etmek için hangi testler kullanılır?

HIV’i teşhis etmek için çeşitli testler kullanılabilir. Kişi için en uygun olan teste sağlık uzmanı karar verecektir.

Antikor/antijen testleri

Antikor/antijen testleri kullanımı en yaygın testlerdir. Bu testler, HIV bulaşmasından genellikle 18-45 gün sonra, kişide virüsün varlığını tespit edebilir.

Bu testlerde, antikor ve antijenleri incelemek için kan örnekleri analiz edilir. Antikor, enfeksiyonlara karşı savaşan bir tür proteindir. Diğer yandan, antijen ise virüsün bir parçasıdır ve insanın bağışıklık sistemini harekete geçirir.

Antikor testleri

Bu testler, yalnızca kandaki antikorlara bakar. İnsanların çoğunda, HIV bulaştıktan 23 ile 90 gün sonra, kan ve tükürükte tespit edilebilir oranda antikor oluşur.

Antikor testleri, kan veya tükürük örnekleri kullanılarak yapılabilir. Testler için öncesinde bir hazırlık yapma ihtiyacı yoktur. Bazı testler, 30 dakika veya daha az bir sürede sonuçları verebilir ve sağlık uzmanının odasında ya da bir klinikte kolayca yapılabilir.

Evde yapılabilecek antikor testleri:

  • OraQuick HIV Testi:Ağızdan alınacak bir tükürük örneği ile 20 dakikada gibi bir sürede sonuçları verebilir.
  • Home Access HIV-1 Test Sistemi:Parmaktan alınacak kan örneği, yetkili bir laboratuvara gönderilir. Kişinin kimliği anonim kalır. Sonuçlar bir sonraki iş günü telefonla size ulaştırılır.

Piyasada bunlar gibi başka testler de bulunmaktadır. Bir eczacıya danışarak veya internette yapacağınız kısa bir araştırmayla testler hakkında daha detaylı bilgilere kolayca ulaşabilirsiniz.

Eğer bir kişi kendisine HIV bulaştığından şüphe ediyorsa ve evde yaptığı ilk testte sonuç negatif çıktı ise, bu testi birkaç ay sonra yeniden yapmalıdır. Sonuç pozitif çıkarsa, bir sağlık uzmanına giderek, sonucu teyit ettirmelidir.

Nükleik asit testi (NAT)

Bu pahalı bir testtir ve genel tarama amacıyla kullanılmaz. Daha çok HIV’in erken belirtilerini gösteren ya da belirti bir risk grubuna giren insanlar için kullanılır. Bu test antikorlara bakmaktansa, doğrudan virüsü tespit etmeye çalışır. HIV’in kanda tespit edilebilmesi için 5 ile 21 gün geçmesi gerekir. Bu test genellikle bir antikor testiyle birlikte ya da onu teyit etmek için kullanılır.

HIV pencere dönemi nedir?

HIV bir kişiye bulaştıktan hemen sonra kendini yeniden üretmeye başlar. Kişinin bağışıklık sistemi antijenlere (virüse ait proteinler) reaksiyon göstererek, antikor (virüsle savaşan hücreler) üretmeye başlar.

HIV’in ilk bulaştığı zamandan, kanda tespit edilebilir hale geldiği zamana kadar geçen süreye HIV pencere dönemi denir. Enfeksiyondan 23 ile 90 gün sonra çoğu insanda tespit edilebilir düzeyde antikor üretilmiş olur.

HIV pencere döneminde yapılan HIV testlerinde, büyük olasılıkla negatif sonuçlar alınacaktır. Ancak bu dönem boyunca insanlar, virüsü başkalarına bulaştırmaya devam edebilirler. Eğer birisi kendisine HIV bulaşmış olabileceğini düşünüyorsa ve yaptığı test negatif çıkmışsa, birkaç ay sonra yeniden test yapmalıdır (zamanlama kullanılan teste göre değişebilir). Bu dönem boyunca virüsün yayılmasını engellemek için mutlaka prezervatif kullanılmalıdır.

Pencere döneminde yaptığı test negatif çıkan birisi “temas sonrası profilaksi” den fayda görebilir. Bu ilaç temastan sonra kullanıldığında HIV’e karşı kişiyi koruyabilmektedir. Temas sonrası profilaksinin, şüpheli ilişkiden sonra mümkün olduğu kadar çabuk kullanılması gerekir, ilacın alınması 72 saati geçmemelidir.

HIV’e karşı korunmanın başka bir yolu da temas öncesi profilaksidir. HIV ilaçlarının bir kombinasyonu olan ilaç, şüpheli bir durumdan önce kullanılır. Düzenli olarak kullanıldığında HIV’in bulaşma ve yayılma riski azaltılabilir.

HIV’in erken belirtileri

HIV bulaşmasından sonraki ilk birkaç haftaya akut enfeksiyon evresi denir. Bu aşamada virüs hızla çoğalır. Buna tepki olarak bağışıklık sistemi, enfeksiyonla savaşacak olan antikorları üretir.

Bazı hastalar bu dönemde hiçbir belirti göstermez. Ancak çoğu kişide ilk bir ya da iki ayda semptomlar kendini gösterir, fakat genellikle bunların HIV belirtisi olduğu fark edilemez. Bunun nedeni akut evredeki semptomların grip veya benzeri mevsimsel hastalıkların belirtilerine çok benzemesidir. Bu semptomlar ağır ya da hafif olabilir, bir görünüp bir kaybolabilir veya bir gün ya da birkaç hafta sürebilir.

HIV’in erken belirtileri:

  • Ateş
  • Titreme
  • Lenf düğümlerinde şişlik
  • Ağrı ve sızılar
  • Deri döküntüsü
  • Boğaz ağrısı
  • Baş ağrısı
  • Mide bulantısı
  • Mide fesadı

Tüm bu belirtilerin grip gibi sıradan bir hastalığın belirtileriyle benzer olması nedeniyle, hastalar, doktora gidecek bir durum olmadığını düşünebilmektedir. Gitseler bile, sağlık uzmanı grip veya anjinden şüphelenip, bu belirtilerin HIV’den kaynaklandığını fark edemeyebilir.

HIV bulaşan kişi bu erken belirtileri gösteriyor olsa da olmasa da bu dönemde kandaki viral yük oldukça yüksektir. Viral yük, kanda bulunan HIV miktarıdır. Yüksek viral yük, hastalığın kolayca başkalarına bulaştırılabileceği anlamına gelir.

Başlangıç dönemindeki bu HIV belirtileri, HIV’in ikinci aşamasına, yani klinik gecikme evresine girilmesiyle birlikte ortadan kalkar. Bu evre, tedaviye başlanması durumunda uzun yıllar boyu sürebilir.

HIV belirtileri nelerdir?

Yaklaşık bir aylık bir zaman geçtikten sonra, HIV klinik gecikme aşamasına geçer. Bu evre on yıllar boyu sürebilir. Hastaların bazılarında hiçbir belirti görülmezken, bazılarında çok hafif düzeyde, spesifik olmayan semptomlar görülebilir. Spesifik olmayan semptom ifadesi, belirli bir hastalığa ait olmayan semptomlar için kullanılır.

HIV’in ikinci aşamasında görülebilecek spesifik olmayan belirtiler:

  • Baş ağrıları ve diğer ağrı ve sızılar
  • Lenf düğümlerinde şişlik
  • Tekrarlayan ateşler
  • Gece terlemeleri
  • Yorgunluk
  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • İshal
  • Kilo kaybı
  • Deride döküntüler
  • Tekrarlayan oral veya vajinal mantar enfeksiyonları
  • Zatürre
  • Zona hastalığı

Birinci aşamada olduğu gibi, bu aşama da HIV bulaşıcıdır. Belirtiler görülmese bile başka insanlara bulaştırılabilir. Bu ikinci aşamada da bir kişinin test yapmadan HIV olduğunu anlaması zordur. Belirtiler görüldüğünde, bir kişi kendisine HIV bulaşmış olabileceğini düşünüyorsa, mutlaka test yaptırmalıdır.

 

Bu aşamada HIV belirtileri bir görünüp bir kaybolabilir veya belirtiler hızla ilerleyebilir. Bu ilerleme, tedavi ile büyük oranda yavaşlatılabilir. Antiretroviral ilaçlar düzenli olarak kullanıldığında, kronik HIV aşaması uzun yıllar devam edebilir ve eğer tedaviye yeterince erken başlandıysa hastalık kolayca AIDS’e dönüşmez.

Döküntü bir HIV belirtisi midir?

HIV’li hastaların yaklaşık olarak %90’ının cildinde değişiklikler olur. Döküntü genellikle HIV enfeksiyonunun ilk belirtilerindendir. HIV’in neden olduğu döküntü, deride kabarık şekilde üstü düz çok sayıda küçük kırmızı lezyon olarak görülür.

HIV’in neden olduğu döküntü

HIV bazı insanları cilt problemlerine duyarlı hale getirir, çünkü enfeksiyonla savaşan bağışıklık hücrelerini yok etmektedir.

HIV ile birlikte döküntüye sebep olan bazı enfeksiyonlar:

  • Molluscum contagiosum
  • Herpes simpleks
  • Zona hastalığı

Döküntünün görülmesi, ne kadar süreceği ve tedavi edilip edilemeyeceği ortaya çıkış sebebine bağlıdır.

İlaçlara bağlı döküntü

Döküntüye, HIV ile birlikte ortaya çıkan enfeksiyonlar neden olabileceği gibi, tedavi için kullanılan ilaçlar da neden olabilir. HIV veya başka enfeksiyonların tedavisinde kullanılan birtakım ilaçlar döküntüye yol açabilmektedir. Bu tür döküntüler genellikle yeni bir ilaca başladıktan bir iki hafta sonra ortaya çıkar. Döküntü bazen kendi kendine geçer. Geçmediği takdirde, ilaçlarda bir değişiklik yapmak gerekebilir.

İlaçlara karşı geliştirilen alerjiden dolayı ortaya çıkan döküntüler ciddi olabilir. Alerjik tepkilerin diğer belirtileri nefes alma ve yutkunmada zorluk, baş dönmesi ve ateştir.

Stevens-Johnson sendromu (SJS), HIV ilaçlarına karşı nadiren görülen alerjik bir tepkidir. Belirtileri ateş ve yüz ile dilin şişmesidir. Deri ve mukoza zarlarını sarabilen kabarcıklı bir döküntü ortaya çıkar ve hızla yayılır. Derinin %30’unu kapladığında buna toksik epidermal nekroliz denir ve insan hayatını tehdit eden bir durumdur. Eğer böyle bir durumla karşılaşırsanız, acilen tıbbi bir müdahaleye ihtiyacınız olacaktır.

HIV ile ya da HIV ilaçlarıyla bağlantılı olabilecek döküntülerde, aklınızda bulunması gereken şey, döküntünün genel bir durum olduğu ve başka birçok sebebinin olabileceğidir.

Erkeklerde HIV belirtileri: Bir fark var mı?

HIV belirtileri kişiden kişiye farklılık gösterir, ancak erkek ve kadınlarda benzerdir. Bu belirtiler gelip geçici olabileceği gibi, gittikçe kötüleşebildikleri de görülmektedir.

Eğer bir kişi HIV’e maruz kalmışsa, cinsel yolla bulaşan diğer enfeksiyonlara da maruz kalmış olması ihtimal dahilindedir. Bel soğukluğu, klamidya, frengi ve trikomonas bu enfeksiyonlardan bazılarıdır. Erkekler, cinsel organlarındaki yaralar gibi cinsel yolla bulaşan hastalık belirtilerini, kadınlara göre daha kolay fark ederler. Bununla birlikte, erkekler genel olarak kadınlar kadar sık hastaneye gitmezler.

 

Kadınlarda HIV belirtileri: Bir fark var mı?

HIV belirtileri erkek ve kadınlarda çoğunlukla benzerdir. Ancak, HIV taşıyıcısı erkek ve kadınlarda görülen belirtiler, karşı karşıya kaldıkları farklı riskler nedeniyle değişiklik gösterebilir.

HIV’li erkek ve kadınlarda cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklara yakalanma riski yüksektir. Ancak, kadınların genital bölgede ortaya çıkabilecek küçük lekeleri ya da diğer değişmeleri fark etmeleri erkekler kadar kolay değildir.

HIV taşıyıcısı kadınlarda yüksek risk içeren rahatsızlıklar:

  • Tekrarlayan vajinal mantar enfeksiyonları
  • Bakteriyel vajinozis gibi diğer vajinal enfeksiyonlar
  • Pelvik inflamatuar hastalık
  • Adet dönemlerinde değişmeler
  • Rahim kanserine yol açan genital siğillere neden olabilen insan papilloma virüsü

HIV’li kadınlara özel bir diğer risk de hamilelikte virüsün bebeğe geçme ihtimalidir. Bu risk, antiretroviral ilaç tedavisiyle hem hamilelikte hem de doğumda en aza indirilebilir. Antiretroviral ilaçların hamilelik sırasında kullanılmasında bir sakınca yoktur.

Diğer yandan emzirme de HIV’li kadınlar için bir sorun teşkil edebilir. Anne sütü vasıtasıyla virüs bebeğe bulaşabilir. Bu nedenle HIV’li annelerin bebeklerini emzirmesi tavsiye edilmez. Bu kadınlar için, anne sütü yerine formül mamalar kullanmaları tavsiye edilir. Bebeği emzirebilecek sağlıklı bir sütanne alternatif bir çözüm olabilir. Diğer yandan çeşitli ülkelerde giderek yaygınlaşan fakat henüz ülkemizde bulunmayan anne sütü bankaları da belki ileride, HIV taşıyıcısı anneler için bir alternatif olabilir.

 

AIDS belirtileri nelerdir?

AIDS, edinilmiş immün yetmezlik sendromunun İngilizcedeki kısaltmasıdır. Bu hastalıkta, HIV’in genellikle uzun süre tedavi edilmemesi nedeniyle bağışıklık sistemi oldukça zayıftır. HIV erkenden tespit edilir ve antiretroviral ilaçlarla tedaviye başlanırsa, HIV büyük ihtimalle AIDS’e dönüşmeyecektir.

HIV’li kişiler, teşhis çok gecikirse ya da hastalığı bildikleri halde düzenli olarak antiretroviral ilaçları kullanmazlarsa AIDS olabilirler. Diğer yandan, antiretroviral tedaviye dirençli bir HIV türü taşıyorlarsa, bu kişilerde de AIDS gelişebilir.

Düzenli takip edilen bir tedavi olmaksızın, HIV taşıyıcıları çok kısa sürede AIDS olabilirler. Bu gerçekleştiğinde de bağışıklık sistemi büyük bir hasar görmüş olacaktır. Dolayısıyla enfeksiyon ve hastalıklarla mücadele etmek zorlaşacaktır. Antiretroviral ilaçların kullanımı sayesinde insanlar, HIV enfeksiyonunun AIDS’e dönüşmesine mani olabilir ve hastalığı on yıllar boyunca kronik HIV aşamasında tutabilirler.

AIDS belirtileri:

  • Tekrarlayan ateş
  • Özellikle koltuk altı, boyun ve kasıklarda kronik lenf bezi şişmesi,
  • Kronik yorgunluk
  • Gece terlemeleri
  • Cilt altında veya ağız, burun ya da göz kapaklarının içindeki koyu lekeler
  • Ağız, dil, genital bölgeler ve anüste yaralar, lekeler veya lezyonlar
  • Deride şişlikler, lezyonlar veya döküntüler
  • Tekrarlayan veya kronik ishal
  • Hızlı kilo kaybı
  • Konsantrasyon, hafıza kaybı ve dikkat dağınıklığı gibi nörolojik problemler
  • Kaygı ve depresyon

Antiretroviral tedavi, virüsü kontrol altında tutar ve genellikle AIDS’e dönüşmesine engel olur. AIDS’e bağlı diğer enfeksiyon ve komplikasyonlar da tedavi edilebilir. Bu tedavi kişinin özel durumu ve ihtiyaçları gözetilerek planlanmalıdır.

HIV tedavisi için seçenekler

HIV teşhisin hemen arkasından mümkün olduğunca çabuk tedavi başlamalıdır. Bu aşamada viral yükün bir anlamı yoktur. HIV tedavisinin omurgasını antiretroviral ilaç tedavisi oluşturur. Bu tedavide çeşitli ilaçlardan oluşan bir ilaç kombinasyonu günlük olarak kullanılır. Amaç virüsün kendini çoğaltmasına engel olmaktır. Bu sayede CD4 hücreleri korunacak ve böylece bağışıklık sistemi hastalıkla savaşabilme yeteneğini koruyacaktır.

Antiretroviral tedavi, ayrıca, HIV’in AIDS aşamasına ilerlemesini önlemeye yardımcı olur. Ek olarak, HIV’in başkalarına bulaşma riskini de azaltır.

Tedavinin başarısı, viral yükün “saptanamayan düzey”e geriletilmesi ile ölçülür. Kişide hala HIV vardır, ancak artık testlerde çıkmaz. Virüsün vücuttan atılmadığı kesinlikle unutulmamalıdır. Böyle bir yanılgıya düşerek antiretroviral ilaçlar yarıda kesilirse, viral yük tekrar artacak ve HIV yeniden CD4 hücrelerine saldırmaya başlayacaktır.

HIV ilaçları

HIV tedavisinde kullanılmak üzere onay almış 25’ten fazla ilaç bulunmaktadır. Bu ilaçlar, HIV’in kendini çoğaltmasına ve bağışıklık sisteminin önemli bir parçası olan CD4 hücrelerini öldürmesine engel olurlar. Ayrıca, HIV ile bağlantılı komplikasyonların ortaya çıkma ve virüsün başkalarına bulaşma riskini azaltırlar.

Antiretroviral ilaçlar altı sınıf halinde gruplandırılmışlardır:

  • Nükleozid revers transkriptaz inhibitörleri (NRTİ’ler)
  • Non Nükleozid revers transkriptaz inhibitörleri (NNRTİ’ler)
  • Proteaz inhibitörleri
  • Füzyon inhibitörleri
  • Giriş inhibitörleri olarak da bilinen CCR5 antagonistleri
  • İntegraz strand transfer inhibitörleri

Tedavi rejimleri

Sağlık uzmanları genel olarak üç HIV ilacından oluşacak bir başlangıç rejiminde yukarıdaki ilaç gruplarından en az ikisinin olmasını önermektedir. Bu tarz bir kombinasyon, HIV’in ilaçlara karşı direnç oluşturmasının önüne geçebilir. Virüs bir ilaca direnç oluşturduğunda, artık o ilacın virüs üzerinde bir etkisi kalmaz.

Antiretroviral ilaçların birçoğu diğer ilaçlarla tek tablet formunda kombine edilir. Böylece HIV’li hastanın günde sadece bir iki tablet alması sağlanarak ilaç tedavisi kolaylaştırılır.

Sağlık uzmanı ilaç rejimini oluştururken, HIV hastasının genel sağlık durumunu ve bireysel koşullarını göz önünde bulundurur. Bu ilaçlar, reçetede belirtilen kullanım şekline harfiyen uyularak her gün alınır. Aksi durumlarda, virüs direnç geliştirebilir ve yeni bir ilaç rejimine ihtiyaç duyulabilir.

Yapılacak kan testleriyle, ilacın viral yükü azaltıp azaltmadığı ve CD4 sayısının artıp artmadığı belirlenebilir. Tercih edilen antiretroviral tedavi rejimi işe yaramıyorsa, sağlık uzmanı daha etkili başka bir rejime geçecektir.

Yan etkileri ve maliyetler

Antiretroviral ilaçların mide bulantısı, baş ağrısı ve baş dönmesi gibi çeşitli yan etkileri olabilir. Bu belirtiler genellikle geçicidir ve zamanla kaybolur. Ciddi yan etkiler olarak ağızda ve dilde şişme görülebilir, karaciğer ve böbreklere hasar oluşabilir. Yan etkiler şiddetliyse, tedaviye yeni bir ayar yapılabilir.

HIV ilaçları ve testler, devlete bağlı sağlık kurumlarında, SGK kapsamına alınmıştır.

HIV’den korunma

Üzerinde birçok araştırma yapılıyor olmasına rağmen, şu an için HIV’in bulaşmasına engel olacak bir aşı bulunmamaktadır. Ancak belirli bazı kurallara uyarak kendinizi HIV’e karşı korumanız mümkün.

Daha güvenli bir cinsel hayat

HIV’in en yaygın bulaşma yolu prezervatif kullanılmadan girilen cinsel ilişkilerdir. Seksten tamamen vazgeçilmeyecekse, bu riski ortadan tamamıyla yok etmek mümkün değildir. Ancak bazı önlemler alarak riski kayda değer bir oranda azaltma imkânı mevcuttur. HIV bulaşma veya bulaştırma endişesi duyan birisi şunları yapabilir:

  • HIV testi yaptırın: Hem kendisinin hem de partnerinin HIV durumunu bilmesi önemlidir.
  • Cinsel yollarla bulaşan diğer enfeksiyonlar için test yaptırın: Eşlerden biri pozitif çıkarsa, tedavi olmalıdır. Çünkü bu hastalıklar HIV bulaşma riskini artırmaktadır.
  • Prezervatif kullanın: Prezervatifi doğru şekilde kullanmayı öğrenmeli ve prezervatif ister anal ister vajinal olsun, her cinsel ilişkide kullanılmalıdır. Halk arasında “zevk suyu” denilen preseminal sıvıların da HIV içerebileceği unutulmamalıdır.
  • İlişkiye girdiğiniz partner sayınızı sınırlandırın: Özel bir cinsel hayatın paylaşıldığı tek bir partnerin olması en iyisidir.
  • HIV taşıyıcısıysanız ilaçlarınızı talimatlara göre kullanın: Bunu yapmanız cinsel partnerinize HIV bulaştırma riskinizi azaltacaktır.

 

Diğer korunma yöntemleri

HIV’in yayılmasını önleyecek diğer yöntemler:

  • İğneleri ve diğer ilaç teçhizatlarını paylaşmaktan sakının: HIV kan yoluyla yayılır ve virüsün bulaştığı kullanılmış materyallerle başkalarına geçebilir.
  • Temas sonrası profilaksi kullanma: HIV bulaşan bir kişi sağlık uzmanıyla iletişime geçerek, temas sonrası profilaksi alma konusunda yardım isteyebilir. Bu ilaç HIV’in bulaşma riskini azaltabilir. İçeriğinde üç antiretroviral ilaç bulunur ve 28 gün boyunca kullanılır. Bulaşmadan sonra mümkün olduğunca çabuk kullanılması gerekir, ilk 72 saatin geçirilmemesi çok önemlidir.
  • Temas öncesi proflikasi kullanma: Kendisine HIV bulaşma riski olan bir kişi temas öncesi profilaksi kullanma konusunda sağlık uzmanına danışmalıdır. Düzenli olarak kullanılırsa, HIV bulaşma riskini azaltabilir. Bu, iki ilacın tek tablet haline getirilmiş bir kombinasyonudur

Bir sağlık uzmanı, burada anlatılanlar ve HIV’den korunmak için yapılabilecek diğer şeyler hakkında size daha ayrıntılı bilgi verebilir.

HIV ile yaşamak: Beklentiler ve başa çıkmak için ipuçları

Dünya üzerinde milyonlarca inan HIV ile birlikte yaşıyor. Her biri için geçerli olmasa bile, tedaviler sayesinde birçoğu uzun ve üretken bir hayat beklentisi içerisinde.

En önemli şey antiretroviral ilaç kullanımına mümkün olan en kısa sürede başlayabilmek. İlaçlar düzenli bir şekilde alındığında, HIV ile birlikte yaşayan insanlarda viral yük düşük seviyelerde tutulabilir ve böylece bağışıklık sistemi gücünü koruyabilir. Hastalık durumunu bir sağlık uzmanı ile birlikte düzenli olarak takip etmek de çok önemlidir.

HIV ile birlikte yaşayanların daha sağlıklı olmak için yapabilecekleri bazı şeyler vardır:

  • Sağlığınızı en büyük önceliğiniz yapın: HIV’li insanların daha iyi hissetmesini sağlayacak bazı adımlar:
  • Dengeli bir beslenme ile vücudun ihtiyaçlarının karşılanması
  • Düzenli egzersiz yapılması
  • Tütün ve diğer uyuşturuculardan kaçınılması
  • Yeni semptomlar ortaya çıkarsa, hemen sağlık uzmanına bildirilmesi

 

  • Duygusal sağlığınıza odaklanın: HIV’li insanlarla çalışma konusunda deneyimli bir uzman terapist ile görüşme yapmak iyi bir fikir olabilir. 
  • Güvenli cinsel ilişkileri tercih edin: Partnerinizle konuşun. Cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı test yaptırın. Her cinsel ilişkinizde prezervatif kullanın.
  • Temas öncesi ve sonrası profilaksi konusunda sağlık uzmanına danışın: HIV bulaşmamış bir kişi düzenli olarak temas öncesi ve sonrası profilaksi kullanıyorsa, bu kişiye HIV bulaşma ihtimali azalır. Temas öncesi profilaksi en çok HIV taşıyıcısı bir kişi ile ilişkisi olanlar tavsiye edilir. 
  • Sevdiklerinize yaklaşın: İnsanlar, HIV taşıyıcısı olduklarını öğrendiklerinde, durumu yakınlarına açıklamakta çekingen davranırlar. Hastalıklarında ötürü kendilerini yargılamayacak birileriyle konuşmak isterler. Tedavi ve bakım konusunda onlara destek olacak kişilere gereksinim duyabilirler.  
  • Destek alın: HIV ile yaşayan kişiler, kendileri gibi olan insanların bir araya geldikleri destek gruplarına katılabilirler. Bu tür gruplara artık online olarak katılmak da mümkün olmaktadır.

HIV ile birlikte yaşarken, hayatın sunduğu imkânlardan yararlanmanın birçok yolu vardır.

HIV yaşam beklentisi: Gerçekleri öğrenin

1990’larda, 20 yaşındaki bir HIV taşıyıcısının yaşam beklentisi 19 yıldı. 2011’de aynı kişi için bu süre 53 yıla çıkmıştır.

Bu çarpıcı ilerlemenin temel nedeni antiretroviral ilaçların HIV tedavisinde kullanılmaya başlanmasıdır.  Uygun bir tedavi ile artık birçok insan, normal ya da normale yakın bir ömür sürebilmektedir.

Elbette ki, HIV’li insanların yaşam sürelerini etkileyen birçok şey vardır. Bunlardan bazıları:

  • CD4 hücre sayısı
  • Viral yük
  • Hepatit enfeksiyonları gibi HIV ile bağlantılı ciddi rahatsızlıklar
  • Uyuşturucu kullanımı
  • Sigara içme
  • Tedaviye başlama zamanı, tedavi programına uyma ve tedaviye yanıt verme
  • Diğer sağlık koşulları
  • Yaş

İnsanların yaşadıkları ülkeler de yaşam beklentisi üzerinde etkilidir. Gelişmiş ülkelerde antiretroviral tedaviye erişim imkânları çok daha kolaydır. Düzenli ilaç kullanımının çok önemli olduğu HIV tedavisinde, ilaçların tedarikinde sorun yaşanmamalıdır. HIV ilerleyip AIDS’e dönüştüğünde, kişi tedavi görmüyorsa yaşam beklentisi 3 yıl kadardır. 2017 rakamlarına göre, dünya üzerinde yaklaşık 21.7 milyon kişi antiretroviral ilaçları kullanmaktadır.

Yaşam beklentisi istatistikleri sadece genel eğilimleri ortaya koymaktadır. HIV ile birlikte yaşayanların kendi yaşam beklentileri hakkında daha fazla bilgi almak için sağlık uzmanlarına danışmaları gerekir.

HIV için aşı var mı?

HIV’den korunmak ya da HIV’i tedavi etmek için henüz bir aşı geliştirilememiştir. Deneysel aşılar üzerinde araştırmalar ve testler devam etmektedir. Ancak hiçbiri piyasaya çıkmak için onay almaya yakın değildir.

HIV karmaşık bir virüstür. Hızla mutasyon geçirmekte ve böylece bağışıklık sisteminin karşı koymasını çoğunlukla savuşturabilmektedir. Çok az sayıdaki HIV’li insanın vücudu, belirli HIV türlerine karşı koyabilen “geniş çapta nötralize edici antikorlar” geliştirebilmektedir.

Son yedi yıldır ilk defa yapılan HIV aşısı etkinliği araştırması Güney Afrika’da devam etmektedir. Bu araştırmada test edilen deneysel aşı 2009’da Tayland’da yapılan bir araştırmada kullanılan aşının güncellenmiş bir versiyonudur. 2009’da yapılan araştırmada, katılımcılar aşı yapıldıktan sonra 3.5 yıl boyunca izlenmiştir.  Sonuçlar, aşının HIV enfeksiyonunu önlenmede yüzde 31,2 oranında etkili olduğunu göstermiştir. Bugüne kadarki en başarılı HIV aşısı denemesi bu olmuştur.

Bu son araştırmaya Güney Afrika’dan 5.400 kadın ve erkek katılmıştır. 2016 yılında Güney Afrika’da HIV’e yakalanan insan sayısı 270 bindir. Araştırmanın 2021 yılında sonuçlanması beklenmektedir. Diğer yandan, HIV aşısı bulmak için başka çalışmalar da yürütülmektedir.

Doğrudan HIV’e karşı olmasa bile, HIV ile bağlantılı hastalıklara karşı yaptırılabilecek bazı aşılar bulunmaktadır. Bunlardan bazıları:

  • Zatürre
  • Grip
  • Hepatit A ve B
  • Menenjit
  • Zona hastalığı

HIV istatistikleri

  • 2018 yılı itibariyle, dünya genelinde 36.9 milyon insan HIV ile yaşamaktadır. Bunların 1.8 milyonu 15 yaş altı çocuklardır.
  • 2017 yılı istatistiklerine göre, 21.7 milyon (%59) insan antiretroviral ilaçları kullanmaktadır.
  • 2017 yılında, HIV bulaşan kişi sayısının 1.8 milyon olduğu tahmin edilmektedir.
  • HIV ile yaşayanların %75’i durumun farkındadır. Geri kalan %25 ise, yaklaşık 9 milyon kişi, HIV taşıdıklarını bilmemektedir.
  • HIV ortaya çıktığından bu yana 76.1 milyon insana bulaşmıştır. AIDS’e bağlı komplikasyonlar 35 milyon kişiyi etkilemiştir.
  • AIDS’e bağlı hastalıklar nedeniyle en fazla ölüm 2004 yılında gerçekleşmiştir. O yıl yaklaşık 1.9 milyon insan ölmüştür. 2004’ten sonra ölüm sayılarının her geçen yıl azaldığı gözlenmektedir. 2010 yılında 1.4 milyon kişi bu hastalıktan ölmüşken, 2017’de bu sayı 940 bine gerilemiştir.
  • HIV’den en çok doğu ve Güney Afrika ülkeleri etkilenmektedir. 2017 rakamlarına göre bu bölgede 19.6 milyon HIV’li insan bulunmaktadır. Bu ülkelerde bir yılda 790 binden fazla kişiye HIV bulaşmaktadır.
  • HIV taşıyıcısı bir kadın tedavi görmüyorsa, hamilelikte veya emzirme döneminde virüsü bebeğine bulaştırma ihtimali %25’tir. Hamilelikte antiretroviral ilaç tedavisi alıp, bebeğini kendi sütüyle beslemez ise bu oran %2’nin altına inmektedir.
  • 1990’larda 20 yaşındaki bir HIV taşıyıcısının yaşam beklentisi 19 yıl iken, 2011’de bu süre 53 yıla çıkmıştır. Bugün, virüs bulaştıktan sonra vakit kaybetmeden antiretroviral tedaviye başlanırsa, yaşam beklentisi sağlıklı bir insanın ömrüne çok yakın bir süreye uzamaktadır.

Antiretroviral tedavi dünya genelinde yaygınlaştıkça, bu istatistikler olumlu yönde değişmeye devam edecektir.

KAYNAKÇA

 

Puan Ver


Hiç oy kullanılmamış